5 Mayıs 2014 Pazartesi

Eskişehir Yeme İçme Rehberi

Eskişehir gezimizi planlarken orada yaşayan arkadaşlardan birçok tavsiye almıştım, çocuklu hayatta 10 şey planlayıp bazen birini bile yapamayabiliyorsun bu yüzden tavsiyelerin tamamını yerine getiremedik belki ama gittiğimiz yerlerin çoğundan da memnun kaldık, nerelerde yedik bende gideceklere tavsiyelerimi yazayım.
 
 
Eskişehir’in yemek anlamında iki şeyi meşhur biri tabii ki Çiğbörek diğeri Balaban Köfte. İkisini de yedik ve evet gerçekten başarılıydı. İlk öğle yemeğimizi merkezde Abdüsselam Kebap Salonun’da yedik. Burası tipik bir esnaf lokantası, babadan oğula geçmiş , herhangi bir şık yanı yok ama köftesi gerçekten çok lezzetli. Fiyatları da çok uygun. Biz tereyağlı köfte yedik ama alışık olmadığım için bana çok yağlı geldi bir daha gitsem yoğurtlu köfteyi denerdim. Geçen yıllarda Vedat Milor’da burada çekim yapmış, bizim çocuklar da köftelerini severek yediler. Burayı bulması biraz zor, merkezde bir pasajın içinde kalıyor, biraz arayıp sormak gerekebilir. Gittiğimizde kapısında kuyruk vardı ama beklemeye değer, köfteyi yediğinizde iyi ki buraya gelmişim diyeceğinizden eminim.
 
Eskişehire gidip çiğbörek yemeyen kimse yoktur herhalde. Biz ilk gün öğlen yemeğini çok geç yediğimizden akşam yemeği de sarktı ve köftelerden o kadar doymuştuk ki ilk akşam çiğbörek yiyelim dedik. Buranın en meşhur çiğbörekcisi Papağan. Gün içinde önünden geçtik ve ciddi kuyruk vardı. Eskişehirli arkadaşlarımız Papağan’da sıra beklemenin anlamı yok merkezde Bulvar Çiğbörek de gayet başarılı demişlerdi. Fakat biz cumartesi akşamı 9’a doğru merkeze indiğimizde Bulvar çoktan kapatmıştı hatta böyle bir şehir için ne kadar erken kapatmış diye düşündük. Papağan’da sıra beklemek istemeyenler için Bulvar Çiğ Börek gondol ve motorlara binilen iskelenin hemen arkasında.
 
O saatte Papağan açıktı ve hiç sıra yoktu bizde rahat rahat çiğbörek yedik. Fakat çiğbörekin porsiyonu ne kadar büyükmüş, bir porsiyonda 5 parça geliyor, çok şaşırdım bir kişi için fazla gibi geldi bana bizde 2şer kişi birer porsiyonu paylaştık. Çiğbörek güzel olmasına güzeldi ama bana aşırı yağlı geldi belki özelliği budur ama yerken sürekli yağlar damladı ve benim çok hoşuma gitmedi. Ayrıca çiğbörekin aslı sadece kıymayla yapılırmış, peynirli vs. olmazmış onu da öğrenmiş olduk.
 
Eskişehir çarşının içinde şirin ve küçük bir dükkan olan Karakedi Bozacısı da çok meşhur. Bir bardak boza sadece 1,50 TL. kapısının önünde elinde bardakla ve kaşıkla boza içen değil ama yiyen bir çok insan vardı, ben boza sevmem ama gördüğüm kadarıyla baya yoğun bir kıvamı vardı bozasının. Sevenler buraya mutlaka uğramalı.

 
İlk akşam yemeğinden sonra gene methini çok duyduğum Haller Gençlik Merkezine gittik. Ben burayı gözümde gençlerin oturup bira içtikleri, canlı müzik olan bir yer gibi hayal etmiştim ama pek öyle değildi. Cengiz Topel ve Üniversite caddesi arasında kalıyor, merkezden rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Burası eskiden meyve sebze hali olarak kullanılıyormuş, belediye burayı restore edip gençlik merkezine dönüştürmüş.
 
İçinde restoranlar, cafeler ve hediyelik eşya dükkanları var. Biz buraya 2 akşam da uğrayıp tatlı yedik fakat her seferinde boş gibi geldi bana bu kadar gencin olduğu bir şehirde gençler buraya neden rağbet etmiyor anlayamadım. Mazlumlar Su Muhallebicisi çok meşhur ve biz 2 akşam üst üste burada tatlı yedik. İlk akşam gülsuyu şerbeti ve pudra şekeriyle servis edilen meşhur su muhallebisinden yedik ve gerçekten çok güzeldi. Ertesi akşam bir balkan tatlısı olan Trileçe’yi denedik. Bu revaniden çok daha hafif oldukça lezzetli bir tatlı.
 
Pazar günü öğle yemeği için merkezden biraz uzak olan ama yeşillikler içinde Regülatör Restoranı tercih ettik. Burası Devlet Su İşlerinin bulunduğu yerde. Aslında burası halkın piknik yapmak için tercih ettiği bir bölge, aracınızı park edip restorana doğru yürürken her tarafta mangal yapan insanlar görebiliyorsunuz.
 
Restoran piknik yapılan alanın hemen ilerisinde ama kendi içinde gayet şık, nezih bir yer. Bahçesi oldukça keyifli, içi de güzeldi ama o gün hava sıcak olduğundan herkes bahçede oturmayı tercih etmişti. Klasik et yemekleri, mezeler, salatalar sunuyor, mezeleri oldukça lezzetliydi. En güzel yanı minik bir parkı vardı ve bizim oğlanlar devamlı parkta oynadılar bizde rahat rahat yemek yiyebildik. Merkezden arabayla yaklaşık 15 dakikada ulaşılıyor, doğa içinde yemek yemek isteyenler için ideal bir restoran.
 
Restoranlar dışında Porsuk çayının kenarındaki cafeler de çok keyifli, ilk gün gondola bindikten sonra çayın kenarında sıralı cafelerden birinde oturup çay kahve içtik, gençler çayın kenarında çimenlere yayılmış bir yandan sohbet edip bir yandan bir şeyler yeyip içiyordu ve çok keyifli bir ortam vardı. 2 gün gibi kısıtlı bir sürede ancak bunları yiyebildik :) Bir daha Eskişehire gelirsek çok methedilen Sempre'de granitte et, Anadolu Üniversitesinin içindeki Taşev ve Kırım Çiğ börek evini deneyebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder