22 Eylül 2013 Pazar

Çocukla kahvaltı mekan önerisi : Hacı Seyid Bakırköy



Çocuklu kalabalık gruplar için çok ideal bir kahvaltı mekanı anlatacağım. Biz oldukça kalabalık bir anne grubu olarak buluştuk ve çok rahat ettik.Arkadaşım Dilek Bakırköy'de kahvaltı organize edince önce çok uzak diye gidemem diye düşünmüştüm ama son anda Dileğe bir sürpriz yapıp henüz araba kullanmaya yeni başlayan arkadaşım Emine ile bir cesaret Anadolu yakasından düştük yollara. Navigasyon sağolsun bizi biraz kaybetti, karşıya geçmek isterken kendimizi Üsküdar'da bulduk ama vazgeçmedik az gittik uz gittik Bakırköy Hacı Seyid'i geç de olsa bulduk :)
 
Daha önceden tanıdıklarım ve yeni tanıştığım birçok güzel anneyle gayet keyifli bir kahvaltı yaptık. Mekan seçimi harikaydi zira hem açık büfesi çok çeşitli ve güzeldi hemde kahvaltı ettğimiz salon sadece bize ayrılmıştı. Çocuklar rahatça oyun tarafında oynarken bizde sohbet etme imkanı bulduk.
 
Çocuklar ortalıkta koşturup durdu, biz biraz peşlerinde koşturduk, biraz karnımızı doyurduk, biraz sohbet ettik. Hatta sevgili Asyanın annesi :) transa geçip, kahve falıma bile baktı.

Hepsi koşturduğundan sayamadım ama sanırım 15e yakın çocuk & anne vardı. Mekan, kahvaltı bahane güzel annelerle sohbet etmek, eskileri görmek, yenileriyle tanışmak şahaneydi. Dilek'e organizasyon için geçde olsa teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim :)

17 Eylül 2013 Salı

Çocukla Bozcaada Gezisi-3 , Bozcaada'nın Lezzetleri


 
Ada dört bir yanındaki üzüm bağlarından da anlaşılacağı üzere şaraplarıyla meşhur. Bizim kaldığımız otelin çevresinde de bağlar vardı, Poyraz’la gezip üzümlere baktık, bir salkım koparıp yıkayıp yedik. Üzümlerin renkleri de tatları da harikaydı. Adadaki belli başlı üreticiler Corvus – ki sanırım İstanbul’a da satış yapıyorlarmış-, Gülerada, Vasilakis, Talay, Çamlıbağ. Ben Talay ve Çamlıbağ’ın mağazalarında şarap tadıp değişik çeşitlerini aldım. Corvus’unda şarağlarını tattım ama beğendiklerim biraz pahalıydı ama genel olarak adada şarapların fiyatları gayet uygun diyebilirim.
 
Şaraplarından sonra adadaki en meşhur 2.şey sanırım reçelleri özellikle de domates reçeli. İlk duyduğumda ıyy domatesten reçel mi olur demiştim ama oteldeki kahvaltıda tattıktan sonra çok çok beğendim ve hem kendimize hem hediye olarak domates reçeli alıp getirdim İstanbul’a. Zaten İstanbul’da hiç görmemiştim domates reçeli sanırım sadece adada satılıyor. Birçok mağazada domates reçeli var birde ara sokaklarda ev yapımı reçeller satıyor teyzeler. 
 
Gene adaya gitmişken mutlaka alınması gereken şey tabii ki üzümler. Kocaman kocaman hem yeşil hem siyah üzümler kasayla satılıyor. Hemen kalenin önünde kooperatifin satış alanı var oradan sadece kasayla satış yapıyorlar ama diğer tezgahlardan kiloyla da alabilirsiniz. Biz buradan aldığımız harika üzümleri Bolu’da Gölcük gölünün kenarında afiyetle yedik.
 
Benim hayatımda ilk defa yediğim bir diğer güzel lezzet de kabak çiçeği dolması. İstanbul’da da olan bir şey tabii ki ama ben ilk defa burada Asmalı Meyhane’de yedim ve çok beğendim. Kabak çiçeklerini köylü kadınlar her sabah toplayıp taze taze getiriyormuş, önce ben bir porsiyonu yiyemem demiştim ama hiç öyle olmadı :)
 
Adaya gelmeden önce nerede yemek yesek diye biraz araştırmıştım ve en çok tavsiye edilen yerlerden biride Asmalı Meyhaneydi gerçekten söylendiği kadar var, her şey çok lezzetli.  Biz burada öğle yemeği yedik ama akşam yemeği içinde harika bir atmosferi var, gece önünden geçtiğimizde hep doluydu.
 
Adanın en çok methedilen restoranlarından biride Lodos, buranın karadut reçeliyle servis edilen damla sakızlı muhallebisini bir yiyen bir daha yiyormuş diye okumuştum.  Adadaki 4 günümüz boyunca hep o kadar çok yedik ki tatlıya yer kalmadı ama bunu yemeden dönülmez diye gemiye binmeden önce oğlumla gidip bu harika tatlıdan yedik, iyi ki de yemişiz gerçekten çok lezzetliydi.
 
Biz yemek yemedik ama yiyenlerin çok beğendiği bir diğer restoran ise Bakkal. Dışarıdan ve içeriden atmosferine, dekoruna bayıldım. Biz akşam yemeklerimizi otelde yediğimiz için buraya fırsat kalmadı ama bir dahaki gelişimiz için aklıma yazdım. Burada aynı zamanda adada bulunmayacak birçok gıda ürünü de satılıyor.
 
Genel olarak ada yeme içmenin pahalı olduğunu söyleyebilirim, restoranlarda iki kişilik düzgün bir akşam yemeği için minimum 100 TL’yi gözden çıkarmalısınız. Diğer ege kasabalarında yemek içmek bu kadar pahalı değil ama adanın genel olarak biraz pahalı olduğunu düşündüm ben. Adanın bir diğer meşhur lezzeti damla sakızlı kurabiyeleri ve yıllardır bunları yapan Çiçek Fırın. Merkezde Çiçek fırının taklitleri varmış ama aslı içerlerde saat kulesinin bir paralel sokağında. Dükkanda çeşit çeşit ağız sulandıran kurabiyeler mevcut, bizde yolluk olarak almayı ihmal etmedik ve Poyraz hepsini afiyetle yedi.
 

Merkezde bol miktarda takı, hediyelik eşya satan tezgah mevcut ve bunların yanında yiyecek satan tezgahlarda var. En çok satılan şeyler reçeller, baharatlar (ki ben dağ kekiği aldım bol bol), zeytin ve zeytinyağları. Hepsinden biraz aldım ve eve döndüğümüzde hepsini de çok beğendik. Adada günlerce kalsanız yemek yiyecek harika yerler bulabilirsiniz.

12 Eylül 2013 Perşembe

Çocukla Bozcaada Gezisi - 2


 
Adada 3.sabahımızda gene otelde kahvaltı ettikten sonra adanın neredeyse tek plajı olan Ayazma plajına doğru yola koyulduk. Akvaryum Koyu, Sulubahçe gibi denize girilen  başka yerlerde varmış fakat neredeyse tüm halk Ayazma’dan denize giriyor haliyle plaj çok kalabalık öğlen gelinirse şezlong bulmak sorun olabiliyor bu yüzden sabah gelmekte fayda var. Biz sabah erken saatte plaja geldik, deniz inanılmaz güzel , çok temiz, bazı kısımlarda giriş taş ama taşları geçince denizin dibi tamamen kum. Denizin en önemli özelliklerinden birisi soğuk buz gibi ve tertemiz bir su. Bugüne kadar hayatımda girdiğim en soğuk deniz Assos Kadırga Koyundaydı burası Assos kadar soğuk değil ama gene de soğuktan şikayet edip denize girmeyenler vardı. Oraya kadar gelip denize soğuk diye girmemek nasıl bir mantıktır çözemedim J Poyraz ilk girişlerde biraz mırın kırın etse de girdikten sonra hiç soğuktan şikayeti olmadı ve gayet güzel eğlendi  denizde.
 
Dediğim gibi adada başka denize girilecek yerlerde varmış fakat biz oralara gitmedik zira oraların çok bakir olduğu şezlong bile olmadığını duyduk. Şezlong hadi neyse de çocuk olunca şemsiye şart bu nedenle Ayazma’yı tercih ettik 2 gün bu güzel denize girdik. Plajın çevresi yemek açısından çok başarılı değil. Mümkünse gelirken yanınıza sandviç, meyve vs. almakta fayda var. Sahil şeridinde yan yana 4-5 tane restoran var ve bunların hepsi de tekel olmanın getirdiği rahatlıkla hak etmedikleri fiyatlara satış yapıyorlar. Merkezde en çok beğenilen restoranlardan biri Koreli (Ata Demirer adaya geldiğinde hep burada yermiş) plajda da bir Koreli var ben önce merkezdekinin şubesi sandım ama orada yemek yeyip servis kalitesini görünce pek emin olamadım. Poyraz salataya çok düşkündür salata yoktu bende salatalık, domates doğrayın en azından dedim ve bir tabağa koydukları salatalık, domates için 12 TL yazmışlardı hesaba haliyle itiraz ettim ve işletmecinin açıklaması “bu plajı kullanan binlerce kişi gelip bizim tuvaletimizi kullanıyor, biz burada kabin ve tuvalet için bir sürü para harcıyoruz “ nasıl bir alaka ben çözemedim ama kendisi oraya harcadığı parayı bu şekilde çıkardığını anlatmak istedi sanırım. Aramızda geçen tartışmadan sonra işletmeci bu parayı almadı fakat müşteri olarak beni gene de memnun edemedi zira baştan tavırları ve konuşması pek hoş değildi. Demem o ki plajda acıkırsanız Koreli’de yemeyin J
 
Akşama kadar plajda vakit geçirdikten sonra o akşam gene rüzgar tiribünlerinden güneşin batışını izlemeye gittik. Zaten burası Ayazma’ya yakın arabayla 10 dk bile sürmüyor. Buraya gelen yalnız biz değildik haliyle insanlar akşam oldu mu adanın bu tarafına akın ediyorlar. Tiribünlerin oradaki minik iki katlı binanın terasında oturup güneşin batışını izliyorlar. Hatta şarabını alıp gelenler bile vardı ki o kadar kalabalık olması gayet romantik bir ortam olabilirdi J Burada rüzgardan elektrik elde ediliyor ki ada rüzgar konusunda oldukça cömert. İyice yaklaşınca biraz gürültülü bir ortam ama bizi çok da rahatsız etmedi.
 
2 akşam üst üste güneşin batışını seyretmek çok güzel oldu, şehir hayatında günlük koşturmanın içinde hadi oturup gün batımını seyredelim demiyoruz maalesef.
 

Günbatımından sonra otelde yemeğimiz yedik ve yemekten sonra gene kendimizi merkeze attık. Kalenin hemen önünde limandaki kafeleri gözüme kestirmiştim kahve içmek için. Önce biraz dolaşıp Poyraz’ı arabasında uyuttuktan sonra tam denizin dibindeki sandalyelere oturup kahvemi içtim, adada genelde kahvenin yanında likör yada damla sakızlı kurabiyeler ikram ediliyor fakat burada ilginç bir şekilde likörün yanında bir de çikolatalı sigara vardı hayatımda ilk kez gördüm böyle bir kahve ikramı J
 
Kahvemi içtikten sonra Poyraz’ı babasına emanet edip biraz alışveriş yaptım, adadaki şarap üreticilerinin hepsinin mağazaları var ve burada bütün şarapları tadabiliyorsunuz benim gibi bir şarap sever için bir nevi cennet J 3 ayrı mağazada değişik şaraplar tattıktan sonra biraz stok yaptım J Şarap dışında reçeller, kekik, zeytin gibi adaya özgü başka şeylerde aldım ki bunları adanın lezzetleri olarak başka bir yazıda anlatacağım.
 
Adadaki son günümüzde sabah kahvaltıdan sonra otelde biraz keyif yaptık sonra gene kendimizi ayazma plajının serin sularına attık 4e kadar yüzdük, sonrasında merkezde biraz daha gezdik ve 7de kalkan gemiyle adadan ayrıldık ama benim gönlüm adada kaldı, çok ama çok sevdim burayı, önümüzdeki yıllarda mutlaka tekrar tekrar gelmek istiyorum hatta seneye bağbozumuna gelmek gibi bir hayalim de oluştu.

10 Eylül 2013 Salı

Çocukla Bozcaada Gezisi-1


 

Bozcaada’ya hayatımda bir kere 1994 yılında gitmiştim aradan 18 sene geçmiş bende adada baya değişmişiz haliyle J 14 yaşında gönüllü olarak çalıştığım Otistikler Derneğiyle birlikte burada kamp yapmıştık ve her gönüllünün bir çocuğu vardı benimki Edirne’den gelen Arda’ydı  5 yaşında sarışın, mavi gözlü tatlı mı tatlı bir çocuktu , maalesef konuşmuyordu ama ikimiz o kampta ne güzel anlaşmıştık. Arda ilk defa anne-babasından ayrı kalmıştı, ben onun ablası olmuştum birlikte uyuyup, birlikte uyanıyor bütün gün birbirimizden ayrılmıyorduk, 18 sene sonra adaya bu sefer kendi oğlumla gelmek nasip oldu ve neden daha önce eşimle gelmemişiz diye düşündüm zira ada çok gelişmiş belki ada halkı bu durumdan memnun olmayabilir ama bence çok güzel olmuş çünkü tüm mekanlar adaya uygun mimaride ve dekorda yapılmış, her yerin ayrı ayrı resmini çektim ve hepsine bayıldım doğrusu.

Yakın olsa Bozcaada’ya her hafta sonu gitmek isterim o kadar sevdim yani ama maalesef ulaşım epey zahmetli.  Biz karayoluyla Edirne üzerinden Çanakkale’ye ulaştık oradan Geyikli iskelesine gittik ki yol biraz bozuktu ve yaklaşık 5 saat sürdü. Geyikli iskelesinde normalde saat başı olması gereken gemi kalkışları yoğun dönemlerde gemi dolunca kalkma moduna geçiyormuş , gemi geliyor doluyor ve kalkıyor sizde onun geri dönmesini bekliyorsunuz.  Zaman zaman burada 3 saatlere varan beklemeler söz konusu oluyormuş, biz arabayı iskeleye bırakıp Geyikli sahilindeki tek çay bahçesinde bir şeyler yedik. İskelenin sağı solu plaj ve ilginç bir şekilde deniz çok temiz görünüyordu ve denize giren bir sürü insan vardı.
 
Bozcaada’ya gitmeden önce kalınacak yerler konusunda baya bir araştırma yapmıştım. Bozcaada’da çok sayıda otel ve pansiyon mevcut ve bunların çoğu oda kahvaltı konseptiyle çalışıyor. Tekrar arayıp uğraşmayın diye fiyat aldıklarımı yazayım J Fiyatlar 2 kişi oda kahvaltı 2012 Ağustos ayı fiyatlarıdır Karaf Bağ Evi 150 TL, Adabahçe Pansiyon 160 TL , Harmani Tatil Çiftliği 180 TL, Mitos Otel 200 TL, Ege Otel 200 TL,  Alesta Otel 200 TL, Bağbadem Tatil Çiftliği 200 TL , Aika Otel 215 TL, Katina Guest House 230 TL , Pelazzi Tatil Çiftliği 250 TL, Armagrandi Otel 250 TL, Aral Tatil Çiftliği 260 TL , Çapraz Resort 300 TL. Biz bu fiyatını yazdıklarımdan hiçbirinde kalmadık J Ben çiftlik konseptli bir tatil olmasını istediğimden Ataol Tatil Çiftliğinde kaldık, çok da memnun kaldık orayı tanıtan ayrı bir yazı yazacağım.
 

Nihayet gemiye bindikten sonra 45 dk. Gibi bir sürede adaya ulaştık. Yol umduğundan uzun ve yorucu geçtiğinden ilk işi otelimizi bulmaya çalıştık ve Ataol yerine Aral tatil çiftliğine gittik J isimleri karıştırmışım bide ısrarla rezervasyonumuz vardı diyorum adama bu vesileyle Aral’ı da görmüş olduk bahçesinde hayvanlar olan güzel bir yer , bir dahaki gelişimizde tercih edebiliriz. Yeşillikler içinde çocuklar için çok uygun bir mekan. Neyse eşyalarımızı sırtlayıp doğru oteli bulduk ve yerleştik, eşim çok yorgun olduğundan biraz uyudu bizde Poyraz’la bahçede oynadık. Tatil çiftliği deyince insan bir sürü hayvan görmeyi bekliyor ama çiftlikteki tek hayvanlar etrafta özgürce dolaşan kazlar ve kümeslerindeki tavuk ve horozlardan ibaretti. Olsun bizimki kazları bile çok sevdi devamlı ortalıkta sürü halinde dolaşıyor olmaları hoşuna gitti.
 
Adadaki pek çok işletme oda kahvaltı konseptiyle hizmet veriyor fakat bizim otelimiz yarım pansiyon o akşam otelde ilk yemeğimizi yiyoruz, yemek başarılı, meze ,salata, meyve, tatlı çeşitleri yanında bir çeşit ana yemek seçebiliyorsunuz. Yemekten sonra adanın gece hayatını keşfe çıkıyoruz. Otelimiz merkeze arabayla 10 dk. Bile sürmeyecek mesafede, merkezde ciddi bir otopark sıkıntısı var biz genelde kalenin hemen önündeki ücretli otoparkı kullandık, zira sokaklar dar ve park edecek yer yok. İlk gece durağımız adaya iner inmez sizi karşılayan ilk mekan Polente. İsmini adanın en batı ucundaki fenerden almış. Mavi masa sandalyeleriyle çok hoş bir mekan sadece içki servisi yapılıyor, yiyecek namına hiçbir şey yok. İçki ve güzel müzikler var. Biz önce Poyraz’ı bebek arabasında gezdirip uyuttuktan sonra Polente’nin akşam olunca sokağa attığı masalarından birine kurulup ada şaraplarından tatmaya başladık. Ada’da çok sayıda şarap üreticisi var hepsinin şarabından tattım sanırım ve hepsi de birbirinden güzeldi.
 
İlk gecenin yorgunluğuyla otelimize döner dönmez uyuduk. Ertesi sabah otelde kahvaltımızı ettik, kahvaltıda oldukça başarılıydı özellikle adaya özgü ev yapımı reçellere bayıldım. Bu yaz bol bol denize girdiğimizden illa denize girelim gibi bir derdim yoktu aksine adayı gezmek bana daha eğlenceli geldiğinden öğlene kadar otelde keyif yapıp öğlen gibi dışarı çıktık. Poyraz’ı uyuttuktan sonra merkezde harika bir restoran olan Asmalı Meyhane’de öğle yemeği yedi. Adanın lezzetleri diye ayrı bir yazı yazacağım zira yaz yaz bitmeyecek kadar harika şeyler yedik, içtik kısacık tatilimizde.  Karnımızı doyurduğumuzda Poyraz hala uyumaya devam ediyordu ki bu çok nadir anlardan biridir J hemen makinemi alıp kendimi ada sokaklarına attım ve babası Poyrazla bir cafede dinlenirken bende Bozcaada sokaklarını tek başıma gezdim.  Kocaman bir çınarın altına kurulu çay bahçesini merkez olarak alıp yukarı doğru çıkıp sağlı sollu bütün sokaklara girdim çıktım, harika yapılar gördüm. En ilginç yerlerden biride Kabak Atölyesiydi J
 
Adada açılan işletmelerin çoğu mimari olarak çok hoş sokaklarda gezdikçe her rastladığım yere bayıldım, hepsi çok şirin, özenli ve adaya uyum sağlamış mekanlar. Poyraz’ın uykusu çok uzun sürmediğinden ada sokakları gezimi istemeyerek son verdim.
 
Birlikte kaleye girdik, Poyraz kaleye tek kelimeyle bayıldı yani bu kadar seveceğini tahmin etsem sabahtan akşama kadar orada vakit geçirirdik o derece zaten kale için ayrıca bir yazı yazacağım. Biz gittiğimizde akşam olmuştu artık gene de 2 saatten fazla vakit geçirdik kalede. Kaleden çıkınca park park diye tutturan oğlumla park bulup oynadık. Bodrum, Çeşme, Bozcaada nereye gitsek illa bir park bulduk zaten.  Oradan rotayı sahile çevirdik, limanın hemen kıyısında kalenin önünde çok güzel kafeler, restoranlar var akşam gelip kahve içmek üzere buraları adresledik.
 
Gelmeden önce yaptığım araştırmalarda güneşin batışını mutlaka rüzgar tirbünlerinin oradan izleyin diye çok yerde okumuştum bizde öyle yaptık. Güneşin batmasına yakın adanın bir ucunda olan – Ayazma yolundan gidiliyor – rüzgar tiribünlerinin yanına gittik ve muhteşem bir gün batımı izledik. Güneş tam 8e birkaç dakika kala battı ve biz çok az kısmını yakalayabildik, ertesi günde aynı yere gelmek üzere oradan ayrılıp otelimize döndük. Denize girmedik ama harika bir gün geçirdik ada sokaklarında.

5 Eylül 2013 Perşembe

Poyraz Butik Otel - Marmara Ereğlisi

Poyraz arabada seyahat etmeyi sevmediğinden bu sene ege ve güney sahillerine kaçmak bize hayal olunca Marmara Bölgesinde ve Trakya çevresindeki denize girilecek yerleri araştırırken önce haliyle ismiyle beni kendine çeken harika bir oteli anlatacağım. Tatilimizi Silivri’de yazlıkta geçirirken son anda sevgiliyle 3-4 gün çevreyi gezmeye karar verdik ve otel araştırmaya başladım.

Poyraz Butik Otelin sayfasındaki http://www.poyrazbutikotel.com/tr/index.html resimlere bayıldım, aradığımda aksanlı ama çok güzel Türkçe konuşan bir bayan bana yer olmadığını söyledi. Zaten son anda aradığımdan böyle bir cevap bekliyordum biz çevreyi gezdik tozduk ama ben bu oteli kafama takmıştım en azından daha sonra gelmek üzere görmek için dönüşte uğramaya karar verdik. Çoğu zaman otellerin internet sitelerindeki resimlerin gerçek olmadığını görüyoruz ve tatilimiz zehir oluyor zaten yazlığa da 20 dk. mesafede olduğundan tatil dönüşü keşif gezisine çıktık iyi ki de gelmişiz. Yolda sevgiliye hayalimdeki yeri şöyle anlatıyordum.“bahçe içinde olsun , çok büyük olmasın oradan oraya koşturmak zorunda kalmayalım, deniz kenarında olsun odadan denize ulaşmamız 5 dk.yı geçmesin, mümkünse bahçede Poyraz’ın oynayabileceği hayvanlar olsun, temiz olsun, açık büfe yemek olmasına gerek yok karnımızı doyuracak güzel birkaç çeşit olsa yeter. Bunları istiyorum çok şey mi istiyorum?” dedim ve aradığım yeri buldum. Hem de İstanbul’a 1,5 saat uzaklıkta buldum J
Kapıdan girdiğimizde sonradan ismini öğrendiğimiz Kristin bahçede eliyle minicik bir köpek yavrusunu besliyordu “Shortie” annesini kaybetmiş yolu buraya düşmüş ve artık buranın köpeği olmuş harika bir yavru. Poyraz Shortiye bayıldı onu kucağına almak için delirdi , eliyle beslemek istedi, okşadı sevdi ve devamlı Şortiii şortiiii diye bağırıp durdu. 10 dk. şortiyi sevdikten sonra kendimizi tanıtıp odaları görmek istediğimizi söyledik.
Christine ve eşi Serdar Bey bizi bahçede ağırladı çay ve kurabiye ikram etti bizi müşteri gibi değil misafir gibi ağırladı.
 
Otel açılalı henüz 1 ay olmuş odalar tertemiz , eşyalar yepyeni , banyolar harika (otellerde çok kafaya taktığım bir noktadır banyo ve duşun temiz olması). Burası bir butik otel yalnızca 5 odası var , girişte kocaman bir mutfağı var isteyen hem dolabı hem ocağı kullanıp kendine öğlen yemeği yapabiliyor zira otelde öğlen yemeği servisi yok. Sabah kahvaltısı bahçede servis ediliyor akşam da Christine güzel yemekler yapıyor.
Çayımızı içerken Poyraz müsaade ettikçe sohbet etmeye çalışıyoruz. Serdar Bey ve Christine senelerce Almanya’da yaşadıktan sonra Türkiye’ye yerleşmeye karar veriyorlar. Serdar Bey Makine Mühendisi ve burada çalışıyor. Christine hemşire Türkiye’de ne yapacağım diye düşünürken bu oteli açma fikri doğuyor. Araziyi Serdar Bey’in annesi seneler önce almış ve daha sonra babası bir bina yaptırmış fakat perili ev gibiymiş biraz kimse gelmiyormuş. Kendileri oldukça iyi para harcayıp (dekorasyondan ve kullanılan eşyalardan anlamak mümkün) burayı yapmışlar ve hizmete açmışlar bence harika bir iş yapmışlar.
Otelin deniz kıyısında olması büyük avantaj deniz sığdan başlıyor ve dibi kum, çocukların oynaması için çok ideal. Deniz kenarında otele ait şezlong ve şemsiyede mevcut. Kafa dinlemek ve dinlenmek için çok ideal bir yer. Deniz tatili yapabilir, bahçede oturup kitabınızı okuyabilir, tavla oynayabilirsiniz. Yeni açıldığından fiyatları çok çok uygun. Bizim için bundan sonra yazın birkaç hafta sonu geçireceğimiz bir mekan olacak gibi geliyor. Oda sayısı çok az olduğundan önceden arayıp rezervasyon yaptırmak gerekiyor.

İletişim bilgilerini de yazıyorum gerisini size bırakıyorum :)

Baglarderesi Mevkii, Kumsal sokak, yeni Camii karsisi, Sahil Marmara Ereğlisi / Tekirdağ
Email: tineontour@googlemail.com
Website: www.poyrazbutikotel.com
Telefon: 0 282 613 15 59
Cep Tel: 0 534 342 99 55

Not : Poyraz Butik Otelle ilgili bu ilk yazımı 2011 yazında yazmışım, sonrasında tahmin ettiğim gibi burası bizim her yaz geldiğimiz bir yer oldu. Hatta daha geçenlerde Poyraz ve arkadaşı Onur'la geldik ve çocuklar çok eğlendi. Artık her yaz bir haftasonu buradayız hem istanbula yakın , hem denizi güzel, hem otel güzel, biz hep memnun kalarak ayrılıyoruz.