31 Ağustos 2013 Cumartesi

İstanbul'a Sadece 1 Saat : AKÇAKESE

Senelerdir Şileye gitmekten sıkıldım, Ağva’nın da yolu çok uzun ve virajlı diyenlerden misiniz?

O zaman size ikisinin tam ortasındaki Akçakese’yi öneririm bende 2007'de keşfettim ve çok beğendim. İstanbula sadece 60 km., Şile’ye 17 km. Şile yolu yeni yapıldı Ömerliye kadar rahat bir yolculuk , Şile'yi geçince kısa bir süre sonra Akçakese tabelasını göreceksiniz ve buradan girince önce Akçakese köy merkezine geliyorsunuz burada bakkal var buradan su vs. ihtiyaçlarınızı almakta fayda var zira plaj medeniyetten uzak ve yiyecek içecek satan herhangi bir yer yok. Bu yüzden piknik tarzı bir sepet hazırlayıp yiyecek almalısınız yanınıza.
Köyün merkezinden plaja indiğinizde sizi mükemmel bir deniz bekliyor. Pırıl pırıl bir su ve altın gibi bir kumsal. Arabanızı parkedip kendizi denize koşarken bulabilirsiniz. Ben ilk gördüğümde "Vay be istanbula bu kadar yakın bu kadar tenha ve bu kadar temiz bir deniz" diye çok şaşırmıştım.
 
Plajdaki tek tesis ağaç evlerden oluşan oldukça kazık bir butik otel (Woodyville) önünde kendi şezlongları var fakat burası plajın solunda kalıyor. Siz sağ tarafa gidip yerleşebilirsiniz. Dediğim gibi plajda herhangi bir tesis yok bu yüzden şemsiye vs. ne istiyorsanız yanınızda götürmelisiniz. Belki de keşfedilip bu tür tesisler açılmadığından ve henüz popüler olmadığından denizi bu kadar temizdir kimbilir.
 
 
İstanbula yakın olsun hafta sonu denize gireyim diyenler için ideal bir yer bence Pazar günleri çok kalabalık olabiliyor fakat cumartesi giderseniz tüm gün yüzüp gürültüden şikayet etmeden rahat rahat kitabınızı okuyabilirsiniz. Denizin içinde çok ilginç kayalar var bunlar Karadenize özgü kayalar denize dik iniyor ve sünger görünümünde insanlar eğlence olsun diye kayalara kadar yüzüp oradan ilginç figürlerle denize atlıyorlar. Bir söylentiye göre kumundan altın aramaları yapılmış ve altın tozuna rastlanmış.
Burayı çok beğendim ben bu gece burada kalayım derseniz ille ağaç evlerde kalmak zorunda değilsiniz , çadırınızı kurup ertesi gün de deniz keyfine devam edebilirsiniz.

ÖNEMLİ NOT : Bu yazım 2008'de www.binrota.com da yayınlanmıştı ondan sonra 2-3 defa daha gittik Akçakese'ye ve bunlardan biride Pazar günüydü , siz siz olun Pazar günü gitmeyin inanılmaz kalabalıktı, çevre köylerden insanlar akın etmişti ve etraf çok pisti. Seni dinledik gittik ama iğrençti demeyin sonra bana :) Mümkünse hafta içi gidin sağ tarafta Woodyville'in olduğu tarafa değil sol tarafa doğru biraz yürüyün plajın sonlarına doğru tenha yerlere yerleşin, denizin tadını çıkarın.

NOT 2: Temmuz 2013'te 3 adet 4 yaş oğlan çocuğuyla gittik Akçakese'ye, hava biraz rüzgarlı ve kapalıydı , deniz dalgalıydı ama bizim oğlanlar sadece kumla oynarak da çok eğlendiler. Bir tesis kurulmuş akçakeseye yiyecek birşeyler almak mümkün, duş ve tuvalette var, tuvaletin çok temiz olduğunu söyleyemeyeceğim. Araçla girerken araç başına 20 tl.alınıyor, şezlong, şemsiye ve tahta masa kiralamak da artık mümkün..

30 Ağustos 2013 Cuma

Çocuklu tatil yerleri : Erikli, Kumbağ

Poyraz arabada seyahat etmeyi sevmeyen bir çocuk bu nedenle ilk yıllar hep marmara bölgesinde bir yerlere gittik, Marmara çevresini araştırırken Erikli one çıkmıştı.  Buraya daha önce giden arkadaşlar bana Saroz Körfezinde denizi muhteşem, millet oraya dalmaya gidiyor, Saroz Körfezi dünyada kendi kendini temizleyen 3 denizden biri falan diye ballandıra ballandıra anlattığından beklentim yüksekti ama büyük hayal kırıklığı oldu benim için. Silivriden sabah 10 gibi çıkıp 2 saatte Erikli’ye vardık. İstanbul’a 280 km. yaklaşık 3 saatte gidilir. Önce karnımızı doyurup sonra kalacak yerlere bakmaya başladık. Zaten toplam 3-4 otel var Erikli Otel, İşçimen Otel, bizim kaldığımız Dost Otel ve birkaç pansiyon. Kalacak yer çok sınırlı ve çok insan olduğundan bu yerlerde böyle bir yere göre çok pahalı. Oteller hem pahalı hem çok eski hem de çok temiz sayılmaz.

Buraya gelen insanlar genelde ev tutuyormuş evler gecelik 150 tlden başlıyor uzun süreli kalınırsa pazarlık yapılır sanırım. Otel ve pansiyonlarda gecelik 150-200 civarında ve sadece kahvaltı dahil. Dost otel nispeten temiz bir yerdi ve 1 oda tutup eşyalarımızı bırakıp kendimizi plaja attık bu çok methedilerek anlatılan mükemmel denize girmek için ama ben öyle bir deniz göremedim. Plaj aşırı kalabalıktı ve kumsal her yerde olduğu gibi çok pisti, denizin içi kum ama kenarlarında pislikler vardı. Bu arada bizimki kuma “tun, tun” diyor ve kuma basmaktan nefret ediyor onun için uzun süre ayağına kum gelmesin diye sandalyede oturdu, babası da uzun süre şemsiyeyle uğraştı çok komik bir ikiliydi bunlar :)
 
Tüm hayal kırıklıklarına rağmen keyfimizi hiçbir şey bozamadı çünkü sevgili gelirken her şeyi ama her şeyi getirmişti. Zaten biz yerleşene kadar milyon tane ıvır zıvır taşıyan bir aileyiz yani biraz keyfimize düşkünüz. Aşağıdaki resimdeki limona dikkatinizi çekerim çayı getirdin, suyu getirdin, şekeri taşıdın birgün de limonsuz iç be adam J
 
Bizimki ayağına kum gelmesin diye bir süre sandalyede , bir sürede havlunun üzerinde takıldı. Babasından ilk defa bu kadar ayrı kaldığından çok özlemişti ve uzun süre oynaştılar plajda.
 
Denizede girdik tabii ama dediğim gibi gayet normal bir denizdi ayrıca ilçe o kadar berbat ki bir tek deniz için kalkıp buraya gelmem bir daha. Akşama kadar plajda takıldık ve dönerken sürprizz çocuğumun sandaletlerini almıştı birisi çıplak ayakla kaldı kuzu. Akşam yemek yenecek doğru düzgün bir restoran bulamadık dolaştık durduk ama her taraf çok kötüydü ve aşırı kalabalıktı, bir yerde karnımızı doyurup otele geri döndük. Poyrazı uyutup mecburen balkonda takıldık. Erikli’nin unutamayacağım en önemli anısı birer diskoyu andıran faytonları. Faytona binip ilçeyi geziyorsun fakat faytonların hepsinde istisnasız Roman müzikleri bangır bangır çalıyor bunlardan devamlı geçiyor ve bunların içinde oynayan yurdum Türk kadınları bile gördüm ya daha ne diyim. Kısaca Erikli bize göre bir yer değilmiş onu anlayıp ertesi sabah kahvaltıdan sonra bir daha dönmemek üzere ilçeyi terk ettik.
 
Bu sefer rotamız Kumbağ. Burada da çok sayıda yazlık site var ama Erikliye göre daha fazla kalacak yer alternatifi var. En büyük tesis Eski Miltur tesisi fakat adı üzerinde çok eski kaç yılında yapılmış merak ettim çok eski bakımsız ama full dolu. Biz Bilge Turistik Tesisleri diye bir yerde kaldık fena değildi burada da odalardaki mobilyalar falan çok eskiydi ama havuzu ve plajı güzeldi. Bizimkinin tun (kum) takıntısı halen devam ettiğinden kuma basmamak için binbir türlü yöntem denedi yavrum.
 
Aslında bunu baştan kumlara atmak lazımmış zira kumda yürümemek için bizimki sürekli deniz kenarında babasıyla oturdu bende şezlongda kitap okuyup keyfime baktım J Normalde 5 dk. dahi oturamayan bir varlık olduğundan bütün gün oturup akşamları ise enerji patlaması yaşayarak bizi delirtti ama olsun en azından gündüzleri birkaç saat dinlenebildim. Kumbağ , Erikli’den nispeten daha iyi. Konaklama yerleri dışında güzel balık restoranları da var. Bizim kaldığımız yer yarım pansiyondu ve biz otelde yedik ama yemekten sonra dışarı çıkıp etrafı dolaştık. Burası sanırım İstanbula yakınlığından çok kalabalık, çok tercih edilen bir yer olmuş bütün tesisler , yazlıklar doluydu. Hatta ilçede iki tane disko bile varmış tabii ki gitmedik ama bir minibüsle müşteri toplamaya çalışıyordu oradan gördük. Bir daha geleceğimi zannetmiyorum ama Kumbağ Erikli’den daha güzel bir yer olarak kalacak aklımda.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Çocukla Yalıköy Tatili

Hazır yaz tatili gelmişken ve herkes nereye tatile gitsek diye düşünürken geçen sene gittiğimiz ama yazmadığım bir sahil kasabasını anlatayım dedim. Gerçi Yalıköy o kadar yalın bir yerdi ki anlatacak çok fazla şey yok ama gene de gitmek isteyenler olursa neyle karşılaşacaklarını bilsin.

Yazın birçok hafta sonunu Silivri’deki yazlığımızda geçiriyoruz Poyraz’da çok seviyor yazlığı, geçen sene eşimin doğum gününde değişik bir yere gidelim dedik Silivri’den yola çıkıp Ayçiçek tarlalarıyla dolu Trakya topraklarını geçerek Yalıköy’e gittik. Aslında niyetimiz Kıyıköy yada İğneada’ya gitmekti fakat yol o kadar bozuktu ki daha fazla dayanamayıp burası da deniz sonuçta deyip Yalıköy’de durduk.
Sahili bildiğiniz sahil fakat hiçbir tesis yok, şezlong , şemsiye falan yok, her şeyi yanınızda götürmeniz lazım. Kahvaltı edecek bir yer aradık ama minik bir cafe dışında bir yer bulamadık, yemek için içerilerde birkaç yer daha olduğunu söylediler ama deniz kenarından uzaklaşmayıp minicik büfede hallettik kahvaltı işini.
 
Denizi pek öyle mükemmel değildi girişi taş , ilerde derinleşiyor. Allahtan tam teçhizatlı olduğumuz için sandalyemiz , şemsiyemiz yanımızdaydı, yiyecek bir şeyler de almıştım yanımıza. Bu kadar yol geldik bari denize girelim deyip biraz denizde takıldık. Bu kadar yolu geldiğimize değer bir yer miydi derseniz kesinlikle hayır, sıradan bir sahil kasabası, etrafta tuvalet yok , yemek yenecek düzgün bir yer yok, kısaca bir daha gelir misiniz derseniz hayır J O gün eşimin doğum günüydü o gün bugün benimle dalga geçiyor hayatım bu sene beni daha iğrenç nereye götüreceksin diye J

 
 
 

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Türkiye'nin cennetlerinden biri; Alaçatı

Not: Bu yazım 2008'de www.binrota.com yayınlanmıştı zaten 2009da hamileydim yani son 3 yıldır gidemedim Alaçatıya, eminim birçok değişiklik olmuştur , umarım bunlar iyi yönde olmuştur burası da Bodrum'a dönmemiştir.2006 yılında keşfedip aşık olduğum ve her tatilde birkaç günlüğüne de olsa gittiğim Alaçatı'yı daha da bozulmadan ! mutlaka gidip görmenizi tavsiye ederek başlayayım. İzmir'den Çeşme otobanına girdiğinizde, Çeşme'ye 10 km. kala son sapak Alaçatı, zaten daha uzaktan yel değirmenleri gözünüze çarpıyor. Ne de olsa rüzgarıyla meşhur olmuş olan Alaçatı'da enerji üretiyorlar. Alaçatı yolundan devam ederken solda deniz ve ilk karşılaştığınız manzara
 
Denizde onlarca rengarenk surf sizi karşılıyor burada bol miktarda surf okulu da mevcut, şahsen denemedim ama uzaktan izlemesi bile zevkli.Alaçatı'da plaja inmeden önce sabah kahvaltısı için köyün merkezine inilebilir. Pahalı cafelerde kahvaltı etmek istemezseniz Beyaz Fırın'ın lezzetli kurabiyelerinden alıp geleneksel kahvelerden birinde çayla güzel bir kahvaltı yapabilirsiniz. Beyaz Fırın ( bizim bildiğimiz zincir değil tabii ) anlatmakla olmaz, minicik bir yer çeşit çeşit kurabiye ve başka ne ararsan yapıyorlar size de göz ziyafeti olsun diye bir örnek :)
 
Kahvaltıdan sonra plaja inip Alaçatı'nın serin sularında ( serin derken oldukça soğuk özellikle sabah saatlerinde) yüzmenin tam vakti. Alaçatı'nın küçük bir halk plajı var,  Alaçatı 11 ve Babylon gibi tesisler de bu plajı paylaşıyor. Bu kadar popüler olup kalabalıklaşmasına rağmen deniz nasıl halen bu kadar temiz kalabiliyor, tam bir muamma. Denizin temizliğinden kastım, berrak pırıl pırıl bir su sizi bekliyor hemde minik balıklarla birlikte... Alaçatı'nın denizi nasıldır sorusuna cevap :
Alaçatı'nın suyu her daim sabah akşam hep soğuk ama orayı güzel kılan da bu zaten : iyice terledikten sonra o serin sulara dalmak. Yalnız yüzmek için 100 metreye yakın ilerlemek gerekiyor denizin içinde çünkü oldukça sığ; ve denizin içi tamamen kum kaplı, bir çakıl tanesi dahi yok.

Bütün gün serin sularda yüzdükten sonra akşam Alaçatı merkeze inebilirsiniz burada envai çeşit restoran açılmış. Çok lüks ve pahalı olanlar var, malum sosyetenin yeni gözdesi burası; ama makul olanlar da var. Hediyelik eşya satan tezgahlar burada da mevcut fakat diğer tatil yerlerinden farklı olarak antika (ya da vintage) diyebileceğimiz şeylerin satıldığı minik bir pazar yeri de var. Alaçatı'da beni en çok etkileyen şey ise taş evler oldu. Zaten plaja doğru inerken sol tarafta Port Alaçatı projesi kapsamında yapılan inşaatları görüyorsunuz, bu mükemmel evler denizin hemen kenarına inşaa ediliyor. Fakat merkezdeki evler de bunlardan geri kalmıyor. Bu güzel evlerin birçoğu butik otele veya restorana dönüştürülmüş makinemin gece çekimleri çok başarılı olmadığından sırf bu sokak ve evleri çekmek için sabah erkenden merkeze indim. Aşağıda Alaçatı sokaklarından birkaç örnek :


Alaçatı son yıllarda sosyetenin akımına uğramış durumda. Yatak kapasitesi de fazla olmadığından merkezdeki butik otellerin fiyatları biraz uçuk. 5 yıldızlı otel fiyatlarından bile yüksek olan butik oteller var burada. Bu yüzden Çeşme merkezde kalıp buraya arabayla gelmek (en fazla 10 dk. sürüyor) daha mantıklı geldi bana. Çeşme'de kalırsanız hergün değişik bir plajdan denize girme şansınız da olur örneğin Ilıca, Altınkum, Pırlanta plajı...

Alaçatı'nın son yıllarda bu kadar popüler hale gelmesiyle ilerde bozulacağı iddiaları, yükselen yeni ev inşaatlarıyla yalnızca bir iddia olarak kalmayacak gibi görünüyor; bu yüzden bir an önce bu küçük tatil beldesini muhteşem denizi ve şirin merkeziyle mutlaka ziyaret etmelisiniz...
Not : Alaçatıya 2012 yazında Poyraz'la gittik, gene çok güzeldi ama üzüldüğüm değişiklikler olmuştu, yeni Alaçatı yazım pek yakında burada olacak..

2 Ağustos 2013 Cuma

Çocukla Çeşme Tatili-2, Çeşme'nin Lezzetleri



 Çeşme'yi eşimde bende çook severiz. Poyraz'dan önce tatilde nereye gidersek gidelim tatilimizin son 3-4 gününde bile olsa Çeşme'ye gitmeyi alışkanlık haline getirmiştik. Hamile kaldığımdan beri Marmara bölgesini terkedemedik ama bu sene şeytanın bacağını kırıp arabada hiç durmayan Poyraz'a rağmen Çeşme'ye gidicez dedik. Aslında tatilimizi Bodrum'da yaptık ama dayanamayıp ordan Çeşme'ye geçtik ve bayramı Çeşme'de geçirdik. Bu da Poyraz'la ilk Çeşme tatilimiz olarak kayıtlara geçsin zira önümüzdeki yıllarda daha çok geliriz çünkü Çeşme'nin denizi tam çocuklara göre biraz soğuk ama hem kum hem sığ çocuklar için çok ideal. Çeşme'nin plajları ve gezilecek yerleri için ayrı bir yazı yazacağım fakat bu tatilde kendimi gurme gibi hissettiğimden gittiğimiz yerlerin güzel lezzetleri için ayrı yazılar yazmak istedim. Hem önümüzdeki yıllar için bize bilgiler kalsın hemde okuyup yararlananlar olabilir diye düşündüm.
 
"Topçu'da çöpşiş yemeden dönen Çeşme'ye gitmiş sayılmaz" bunu ben demiyorum, Hürriyet'teki yazısında Onur Baştürk demiş :) Bizde öyle demişse vardır bir bildiği deyip Topçu'ya gittik, Çeşme merkezde değil Ilıca yolu üzerinde. İyikide gitmişiz gerçekten çöpşişin hakkını vermişler, çok ama çok lezzetliydi. Hayatında köfte dışında kırmızı et yememiş olan oğlum bile kuzu şişleri kendi elleriyle yedi.
 
Ben yemez diye düşünüyordum ama sanırım minik çöp şişlerde oluşu ilgisini çekti ve bir güzel indirdi mideye. Çöpşiş dışında salatasıda bir harikaydı. Bol çeşit meze ve tatlı mevcut ayrıca yemekten sonra çok güzel meyve tabağı ikram ediyorlar. 2 kişi (hatta 2,5 kişi :) ortalama 70-100 tl arasına çok güzel bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Biz ailecek çok beğendik hem mekanı hem çöpşişleri.

Çeşme'nin ve hatta İzmir'in en meşhur yiyeceklerinden biride Kumru. Aslında özünde sandviç :p içine bilumum salam, sucuk, kaşar, domates vs. dolduruyorlar ve sonuçta ortaya lezzetli bir sandviç çıkmış oluyor. İsmide ekmeğinin tipinden dolayı kumru sanırım :) Çeşme'nin en meşhur kumrucusu birkaç şubesi bulunan Kumrucu Şevki. Biz Ilıca'da kumru yedik , Poyraz hem kumruyu hem yanındaki turşuyu afiyetle yedi :)
 
Çeşme'nin bir diğer meşhur lezzeti de sakızlı tatları. Sakızlı dondurma, sakızlı kurabiye, sakızlı muhallebi. Hemen karşı tarafta yer alan Sakız adasından gelen sakızları nerdeyse herşeyde kullanmış Çeşme'liler. Yani Sakız adasına gitsek bu kadar sakızlı şey varmıdır diye merak ettim. Çeşme'nin en meşhur ve eski dondurmacısı hemen merkezdeki caddede yer alan Rumeli dondurmacısı. Burada sakızlı dondurma yemenizi tavsiye ederim. Bir diğer meşhur dondurmacıda Veli Usta ikisinde de sakızlı dondurma yedim ve Rumeli'ninkini kesinlikle daha başarılı.
 
Oğlumda benimle aynı fikirde olacak ki her geçişimizde dondurma yedik burda. Ayrıca çok güzel ev yapımı reçeller satılıyor içerde. Eğer şansınıza boş yer bulursanız oturup bir porsiyon sakızlı muhallebi yemeyide ihmal etmeyin.

 
Sakızlı dondurmadan sonra en meşhur lezzette sakızlı kurabiyeler. Biz hem sabah kahvaltısı olarak erkenden alıp bir güzel yedik hemde plaja giderken yanımıza aldık. Bizim oğlan un kurabiyesini çok sever, sakızlı bademli kurabiyelerede bayıldı. Kendisi seçip paketletti.

Sadece Çeşme'ye değil genel olarak İzmir'e özgü bir lezzette Boyoz. Bir sabah kahvaltıda kocaya tutturdum hadi git fırından boyoz al diye çünkü itiraf ediyorum boyozu simit sanıyordum arkadaş ama değilmiş. Boyoz talaş böreğine benzeyen milföy hamurundan yapılan açma benzeri bir şeymiş. Bana çok yağlı geldi sonradan öğrendimki yağsızlarıda varmış o da bir dahaki İzmir gezimize artık :)

1 Ağustos 2013 Perşembe

Çocukla Çeşme Tatili-1

 
Çeşme bizim en sevdiğimiz tatil yörelerinden biri, Poyraz’dan önce tüm tatillerimizin sonunda 2-3 günlüğüne bile olsa Çeşme’ye uğrardık. Poyraz’ın hayatımıza girişinden sonra ilk 2 sene Marmara bölgesinden uzaklaşamadık zira araba yolculuğunu sevmeyen sürekli ağlayıp hayatı bize zindan eden bir çocuktu bu yüzden hamilelik dahil 3 sene üst üst Çeşme’ye gidemedik. Geçen yaz şeytanın bacağını kırıp gece yolculuğu yapmayı göze alarak Çeşme’ye gittik ve ramazan bayramını orada geçirdik. Aslında tatilimize Bodrum’da başlamıştık ama Bodrum’da klasik herşey dahil bir otelde kaldık , ki benim de eşimin de tatil anlayışına çok ters bir konsept sırf çocukla rahat etmek için gittik ve Bodrum’dan çıkınca çok özlediğimiz Çeşme’ye kırdık rotayı.
Poyraz’dan önceki tatil anlayışımız arabaya atlayıp 10 gün 15 gün tüm kıyı şeridini gezerek beğendiğimiz yerde kalıp beğenmediğimiz yerde devam etmek şeklindeydi bu nedenle birçok sahilden denize girmişizdir ve bence Türkiye’nin tartışmasız en güzel sahillerinden biri Çeşme. Hele çocukla denize girmek için süper ideal bir kere içi komple kum ve sığ, plajları gerçekten pırlanta gibi, harika bir denizi var. Tek dezavantajı bence soğuk oluşu eğer çocuğunuz soğuk deniz sevmezse biraz zorlanabilirsiniz ama bizim oğlanın öyle bir derdi olmadığından hiç sorun yaşamadık. Zaten Ege denizi genel olarak biraz daha soğuk Asos ve Bozcaada’da çok soğuk denizler örneğin.
 
Çeşme’yi plajlarından dolayı çok seviyoruz tamam ama Çeşme’de tesis problemi var. Yani Bodrum veya diğer beldeler kadar popüler olmadığından çok fazla da tesisi yok. En popüler tesislerinden biri Pırıl Otel o da çok eski. Ilıca sahilinde Shareton var ama inanılmaz pahalı. Son yıllarda yeni yeni oteller açılmaya başlandı. Fakat hem merkezi hem ilçeleri pansiyon ve küçük motel dolu. Bizde genelde hep merkezde kalıp her gün değişik bir plaja giderek yapıyoruz tatilimizi.

1.gün ilk tercihimiz Altınkum plajı gerçekten adını hak eden harika bir kumu ve tertemiz bir denizi var. Bu plaja daha önce de gelmiştik, ilk defa Poyraz’la geldik ve tekrar bayıldık. Su çok sığ olduğundan yüzmesi biraz zor ama çocuklar için tam bir cennet, kolluğa bile gerek olmadan rahatça suyun içinde oynayabilir. Bu fotolara baktıkça buraların Maldivlerden ne eksiği var diyorum J pansiyonumuz oda kahvaltı olduğundan akşam yemeklerini çeşme merkezde yedik, ilk akşam herkesin öve öve bitiremediği Topçu’ya gittik , gerçekten övgüyü hak ediyor, harika bir yer, Poyraz bile severek yedi ki biz normalde çok et yiyen bir aile değiliz. Buraya bir akşam mutlaka gelinmeli tatil süresince. Her akşam olmaz zira biraz tuzlu.
 
2.gün çok sevdiğimiz Alaçatı’ya gittik, son yıllarda oldukça popüler olmuş bir yer. Çok şık ve pahalı butik otelleri, lüks restoran ve cafeleri var. Sokaklarında gezmek bile ayrı bir keyif, kafalerinde akşama kadar boş boş oturup dinlenebiliriz. Alaçatı apayrı bir yazının konusu zaten fakat bu sefer hayal kırıklığına uğradık biraz zira halk plajını kapatmışlar. Babaylon Otel’in hemen solunda senelerdir şezlong kiralayıp denize girdiğimiz halk plajının yerinde yeller esiyordu böylece Alaçatı’da halkın denize girebileceği plaj kalmamış illa bir beach cluba girip para vermek gerekli. Alaçatı zaten inanılmaz rüzgarlı bu açıdan çocukla denize girmek zaten zor, buraya sadece farklı atmosferini solumak, sokaklarında dolaşmak için gelebilirsiniz. Gecesi de ayrı güzel ama çok kalabalık, geceleri iğne atsan yere düşmüyor ve dolaşması biraz zahmetli oluyor hele de bebek arabasıyla.
 
Alaçatıda denize girmekten vazgeçince rotayı Ildırı’ya çevirdik. Normalde çok fazla tv izlemiyorum ama izlediğim nadir dizilerden biri Fatmagül’ün Suçu Ne burada çekiliyor özellikle o giriş sahnesinde denizin ortasında minik bir adacık ve üzerinde tek bir ağaç olan bir görüntü vardır işte orayı merak ediyordum ve gördüm işte aşağıda..
 
Bu gezimizde bir ilke imza atarak Poyraz’la İLK antik kent gezimizi de yapmış olduk. Eritrai Antik kentini gezdik birlikte. (Ildırı köyünün antik dönemdeki adı Erythrai’dir. Erythrai sözcüğünün Yunanca’da “kırmızı” anlamına gelen Erythros’tan türediği, kent toprağını kırmızı renginden dolayı Erythra’nin “Kızıl Kent” anlamında kullanıldığı sanılmaktadır. Bir başka varsayıma göre ise kent adını ilk kurucu Giritli Rhadamanthes’in oğlu Erythros’tan almıştır.) . Ildırı küçük bir yerleşim , çekimlerin yapıldığı yerler içerlerdeymiş biz güzel manzarası olan bir cafede oturup dinlenmeyi tercih ettik, hava da oldukça sıcak olduğundan gündüz gezmek epey zor oluyor bu tür yerleri.

 

3.gün Ilıca’ya gittik, burası da çok sevdiğim başka bir yer. Shareton ve çevresinde lüks yazlıklar var, denizi diğer yerlere göre daha sıcak, oldukça dalgalı ama güzel. Plajda 30 tl.ye şezlong, şemsiye kiralayabiliyorsunuz, bol miktarda kumrucu var, öğlen akşam kumru yiyebilirsiniz. Burada kaplıcalarda varmış ama ben görmedim ve kullanmadım. Ilıca’nın içinde de pansiyonlar var bol miktarda.
 
Bu tatilimiz çok kısaydı ama daha önceki yıllarda Pırlanta Plajından, Kızlar Plajından da denize girdik hepsi çok güzeldi. Aya Yorgi koyuna gitmeye çalışıp gidemedik zira orayı da özel işletmeler kaplamış, normal halk olarak gitmek imkansız hale gelmiş.  Biz akşamları genelde merkezde yemek yedik, her türlü yiyecek alternatifi mevcut, biz ev yemeklerini güzel yapan İmren restoranı tercih ettik genelde. Bol bol sakızlı dondurma yedik. Akşamları Poyraz’ı lunaparka götürdük. Kısaca çocuklu bir aile için oldukça ideal bir tatil beldesi bence Çeşme.