29 Kasım 2012 Perşembe

Bostancı Lunaparkı

Bostancı Lunaparkı benim çocukluğumdan beri varolan bir yer. Çocukken giderdik, tabii şimdiki kadar çok ve çeşitli oyuncak yoktu ama genede çocuk olarak bize çok güzel gelirdi. Poyraz doğduğundan beri önünden belki defalarca geçmiş olmamıza rağmen hep daha çok küçük diye sokmuyordum iyide yapıyormuşum doğrusu. Poyraz'ı İLK defa lunaparka götürmeye karar verdim, Ada ile buluştular ve parkın içine saldık bunları. Fakat daha ilk anda bunlar daha küçük diye düşünmekte ne kadar haklı olduğumu anladım zira nerdeyse oyuncakların tamamında 4 yaş sınırı var e bizimkiler daha 2-2,5 :) Bizimki gördüğü herşeye binmek istiyor fakat binemiyor en çok da çarpışan arabalara içi gitti yavrumun iki saat zor anlattım henüz küçük olduğu için binemeyeceğini.
 
Koca lunaparkta 3 yaş ve altı gruba uygun sadece 2 oyuncak var biri tren biride atlı karınca bizde 2şer bilet aldık bunlara madem geldik bişeylere binsinler istedik. Önce trene bindiler birlikte.
 
Sonrada iki tur atlı karıncaya bindiler. Eğer onlara da binemeselerdi çok üzüleceklerdi ama bu bile yetti onlara. Bir daha da ikiside 4 yaşına basmadan asla lunaparka gelmemeye karar verdik :) Bu yazıyı okuyan sevgili okur seninde çocuğun 4 yaş altındaysa lunaparka götürmeni tavsiye etmem :)

20 Kasım 2012 Salı

Kınalıada'da bir gün...


Bir pazar sabahı 8de uyanan bebe ile hazırlanıp iskeleye gidilir, henüz saat o kadar erkendir ki ada vapurunun kalkmasına yarım saat vardır, vapuru beklerken çaylar içilir. İlk vapura anne,baba,bebe ve bisikletle binilir, Kınalıadaya gidilir. Günün teması "hiç gitmediğimiz bir adaya gitmek" olduğundan bu küçük ada seçilmiştir...
 
Kuzunun motorda yapmadığı şebeklik kalmaz, gençlerden oluşan bir gruptakilerin hepsine maymunluk yapar, babasının kucağından inmez, huysuzluk etmeden adaya ulaşılır. Adaya ilk ayak basan insanlarla birlikte bizimkide hemen bisikletine atlar. Bir bakar her tarafta bisiklete binen abiler, ablalar, şaşırır onların yanına gider..Trafik derdi olmadan kuzu bisikletine binerken anne baba rahat rahat kahvaltı eder..

Kahvaltıdan sonra ada sokakları tek tek gezilir, kuzu bazen bisikletine biner bazen yorulur. Yoruldukça durup kaldırımlarda oturup dinlenilir, erikler yenir :) Bisiklete binmediği zamanlarda bisiklet itina ile anne tarafından taşınır, kuzu sokaklarda koşar..
 
Deniz kenarına gelipde denize taş atmadan dönmek olmaz, fakat bizimki küçük taşları taştan saymadığından illa büyüttt taşlar aranır, neredeyse taşla kendinide atacak kadar büyük taşlar bulunup denize atılır. Deniz ilginç bir şekilde çok temizdir, insan biran yüzmeyi hayal eder :)
 
Kınalıada çok küçük bir ada olduğundan yarım günde gezmek mümkün, arka taraflarında güzel plajlarıda varmış fakat biz oralara gitmedik. İskele etrafında gezdik. Kınalıada'da diğer adalardaki gibi fazla sayıda görülmeye değer eser yok, en ilginç yapı minaresiz inşaa edilmiş olan camisi.
 
Devamlı bisiklete binmektende, yürümektende yorulan kuzuyla deniz kenarında taşların üzerine oturulup kuşlar seyredilir, tam sahildeki parkta salıncağa binilir, çay bahçesinde çaylar içilir..Sabah kalktığında bisikletide yanına almak için çok ısrar eden kuzu bir süre sonra bisikletten sıkılıp illa kucak diye tutturmaya başlar. Ve aramızda kucak mı bisikletmi tartışması başlar..

Poyraz hayatımıza gireli 2,5 sene oldu ve ben hala kaybedeceğim baştan belli olan tartışmalara girmemeyi öğrenemedim :))
 
İyice yorulan kuzuyla dönüş yoluna geçilir, o kadar yorulduki kesin motorda uyur bu diye düşünen anne avucunu yalar, zira çocuk motora biner binmez cingöz kesilir, masaların üstünde gezer, babasıyla güvertede takılır, etrafı kolaçan eder, kuşları seyreder ama asla uyumaz :)
 
İstanbul'a döndüğümüzde bizi bir sürpriz beklemektedir, Cumhurbaşkanlığı bisiklet yarışı nedeniyle tüm yollar trafiğe kapatılmıştır. Araba Bostancı otoparkında mahsur kalır ,fakat Poyraz son hız geçen bisikletleri çok sever, yol kenarında oturup bisikletler seyredilir.. Tıpış tıpış yürünerek bir taksiye ulaşılır ve eve dönülür kuzu takside uyuyakalır :) Sizede tavsiye ederim bir sabah erkenken kalkın ve hiç gitmediğiniz bir adaya gidin, bir vapur yolculuğu kadar yakın...

Mekan Önerisi : Play-Inn Cafe -Kozyatağı


Kozyatağında yani benim burnumun dibinde yeni bir oyun evi - çocuk cafesi açıldığını duyar duymaz hemen mekana keşfe gittim. Nurturiadaki Anadolu yakası anneleri olarak bol bebekli grup toplantılarımız için sürekli yeni mekanlar arıyoruz zira bu kadar çok bebeyi aynı anda oyalayacak mekan bulmak oldukça güç.
 
Mekanda bizi ortaklardan Çağlayan Hanım karşıladı ve o gün doğumgünü telaşı olmasına rağmen bizi gezdirip bilgi verdi. Eski bankacı yeni anne olan Çağlayan Hanım kendi çocuklarıyla yaşadığı mekan sıkıntısını kendi oyun evini açarak gidermek istemiş. Çok da hoş bir mekan yaratmış ortağıyla birlikte. Çocukların oyun alanı ve cafe bölümü birbirinden bir kapıyla ayrılıyor anne babalar cafe kısmında çay kahvelerini içip sohbet ederken çocuklar içeride çocuk gelişimi mezunu oyun ablalarıyla oynuyorlar.

Büyük oyun alanı dışında 2 ayrı oda tasarlamışlar. İkisinede minik merdivenlerle çıkılıyor. Biri kaydırağın üstündeki lego odası , çocuklar merdivenden lego odasına çıkıp ister yukarıda legolarla oynuyor , isterse kaydıraktan kayıyor.
 
Bu da üst kata çıktığınızda sizi bekleyen odanın içi...
 
Diğer odayı ise daha çok 2-5 yaş grubundaki çocuklar için düşünmüşler. Masal odası, projeksiyonla masallar dinlerken çocukların dinlenmesi için düşünülmüş. Genel oyun alanında ise o gün doğumgünü olduğundan çocuklar palyaço eşliğinde eğleniyordu. Doğumgünleri içinde çok hoş bir mekan. Doğumgünü kızı Nehir için pembelerle dolu harika bir masa hazırlamışlardı.
 
Doğumgünü olmadığı günlerde bu kısımda çocuklar için atölyeler düzenlemeyi düşünüyorlarmış ki bence harika olur. Oyun bölümünde mini bir top havuzu, gene küçük bir tırmanma duvarı, ayrı bir bölümde yapbozlar ve kutu oyunları da çocukları bekliyor.
 
Cafe kısmında da herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, bir kadın eli değdiği her halinden belli :) Bebekli annelerin en büyük sorunlarından olan çocuk tuvaleti ve alt değiştirme ünitesi mevcut.
 
Mekanda diğer cafelerden farklı olarak menü uygulaması yok çocuklar oyun alanında oynarken bizler için çay kahve sınırsız ve ayrıca açık büfe ikramlar mevcut. Çocuklar oynarken biz dilediğimiz kadar yiyip içiyoruz ve bunun karşılığında da saati 20 TL ödüyoruz, devam eden saatler için 10 TL olarak artıyor. Bunu benzer diğer oyun yerlerinde görmemiştim değişik geldi normalde gittiğimiz yerlerde çocuk oyun yerine saatlik bir ücret öderiz, kendi yediğimiz içtiğimizin parasınıda ayrıca öderiz burda değişik bir sistem olmuş. Önce oyun yerinin saati yirmi TL deyince kulağa çok gibi gelebilir ama bunun yanında istediğiniz kadar içip birşeylerde yediğinizi hesaba katarsanız aslında gayet makul bir rakam. Hazırladıkları açık büfede gayet hoştu doğrusu.
Mekan 1 Martta açılmış herşey pırıl pırıl, yepyeni, işletenler gayet güleryüzlü ve sıcakkanlı insanlar kesinlikle en kısa zamanda tekrar geleceğiz.Her ne kadar bu konuda otorite olmasamda tek eleştirim çocuk oyun alanına ayakkabıyla girilmesi oldu bunun parti nedeniyle olduğunu söylediler ama ilk günkü temizliği korumak için her daim ayakkabısız girmekte fayda var oyun alanına.
Cumartesi-Pazar sabahları brunchlar da düzenleyeceklermiş ilerde. Adres ve ulaşım bilgilerini www.play-inn.com da bulabilirsiniz. Yeni oyun evi - cafesi Anadolu yakasına hayırlı olsun, başarılar diliyorum..

17 Kasım 2012 Cumartesi

İstanbul'daki tek hayvanat bahçesi - Darıca

 
Herşey Poyraz'ın Caillou'nun A day at the zoo (hayvanat bahçesinde bir gün) bölümünü izlemesi ile başladı. Çocuk hayvanat bahçesine gidicem diye tutturdu , bir gece saat 12de baktım odasında uzun kollu tişörtün üstüne kısa kollu bir tişört giymiş montunu giymeye çalışıyor oğlum napıyosun dedim hazırlandım işte hayvanat bahçesine gidicez yaa dedi :) çocukların çizgi filmlerden ne kadar çok etkilendiklerini bir kez daha anladım.
Geçen senede Darıca'daki hayvanat bahçesine gitmiştik ama Poyraz daha küçüktü ve çok iyi anlamamıştı bu sene okuduğumuz kitaplardan ve çizgi filmlerden bütün hayvanları öğrendi. Favorisi tabii ki aslan. Daha Darıcaya gelmeden durmadan gördüğü kişilere anlattı biz hayvanat bahçesine gidicez orda aslanlar var, kaplanlar var, zeblalar varrr :) Hayvanat bahçesine bir pazar günü gittik, hava çok sıcaktı ve aşırı kalabalıktı, bütün istanbul oraya gelmişti sanki...
 
Poyraz'ın arkadaşları Defne & Melis'de gelmişti çocukların hepsini birden gezdirdik, hayvanları tek tek incelediler, gerçi ilgileri çok kısa sürüyor biraz bakıyorlar hadi başka yere gidelim diye tutturuyorlar. Bir ara elleriyle atları, eşekleri falan besledik, hem korktular hem eğlendiler. Uzunca bir süre ördeklerin yanında takıldık, yemek saatleriydi onları izledik. Bir ara çocukları eğlendirmek için kutu kutu pense bile oynadık :)

Çocukları gezdirme, oyalama, eğlendirme, doyurma işlerinin arta kalan zamanlarında havyvanları inceledik. Hayvanat bahçesinin içinde çocuklar için minik bir park, buz pisti, kafeterya, hediyelik eşya dükkanı, mini motorlar, birkaç lunapark oyuncağıda var. Hepsinde vakit geçirdi bizim minikler.Bu da babalar ve oğulları pozu :)
 
Poyraz uzun süre aslanın yanında takılmak istedi, hatta ordan gittik gene aslanın yanına gidicem diye tutturdu. Bu erkek çocuklarındaki aslan kaplan merakı nedir anlamış değilim. Darıca'ya öğlende gelmiştik ve hava çok sıcaktı burayı daha serin bir bahar gününde gezmek çok daha zevkli olabilir. Mekanda çocukların ilgisini çekecek o kadar çok sey varki bütün bir günü rahatlıkla burada geçirebilirsiniz. Bizimki uzun süre akülü motorlara bindi mesela.
 
Güneşten ve yorgunluktan çocukların uykusu geldi, Poyraz daha zebra ve zürafayı göremeden arabasında uyuyakaldı. Daha serin bir günde tekrar gelmek üzere Darıca'dan ayrıldık. Darıca'ya özel araba dışında trenle gelmekde çok kolay. Giriş yetişkinler için 15 TL, sizinde çocuğunuz bir gün çizgi filmde görüp gidelim diye tutturursa kapın getirin , aslanlar varrr, kaplanlar varrr, zeblalar varrr..

13 Kasım 2012 Salı

Sakıp Sabancı Müzesi - Emirgan

 
Sakıp Sabancı Müzesi'ne geldiği günden beri gitmek istediğim Rembrandt ve Çağdaşları Sergisi'ni Poyraz'la birlikte gezdik. Bu müzeyi çok seviyorum, evime çok uzak, park problemi var ama herşeye rağmen senede birkaç kez gidiyoruz.Müzede şunu tespit ettim; Türkiye doğum oranı gayet yüksek bir ülke olmasına rağmen çocuklara tahammülün bir o kadar düşük olduğu bir ülke. Müzelerde, restoranlarda, otellerde, toplu taşıma araçlarında çocuklara tahammül sınırı çok düşük. Avrupada ve ABD'de bir aile 2-3 küçük çocukla çok rahat müze gezebiliyorken ben ülkemde tek çocukla müze gezerken gerildim resmen. İnsanların ve hatta çalışanların çocuklara bakışları, çocuk koşsa hemen müdahele etmeye çalışmaları çok saçma ve gereksiz geldi bana. Bana göre müze = kütüphane değildir, müzede sessiz olunacak diye bir kural yoktur, çocuk sabit durabilen bir canlı olmadığına göre haliyle koşacaktır ve bence bunda bir sakıncada yoktur. Tabii ki insanları rahatsız etmesine veya herhangi bir şekilde esere zarar vermesine göz yummam ama etrafta koşturmasının bir sakıncası yok bence.

Poyraz'ı sıkmadan ona eserleri anlattım, hatta bir ara sesli rehberden birlikte dinledik. Rembrandt ve Çağdaşlarının eserleri çok hoştu gerçekten 1600lu yıllarda yaşamış ressamların eserlerinin bu kadar yıl saklanmış olması çok güzel. Biz bir alt kata inip daimi sergi alanındaki Türk ressamların sergisinide gezdik, o da gayet başarılı eserler içeriyor.
 
Sakıp Sabancı Müzesinin binası, bahçesi ve yeride çok güzel. Yaz günlerinde bahçesinde dolaşmak bile insana keyif veriyor. Biz sergiyi gezip çıktığımızda çoktan gece olmuştu ve köprü bütün ışıklarıyla harika görünüyordu. Bu müze evime yakın olsaydı çok sık gideceğim bir mekan olurdu, maalesef ki çok uzak. Zaten günün 2.tespitide neden Anadolu yakasında müze yok şeklindeydi :)

8 Kasım 2012 Perşembe

Müzikal ve Moda Parkı..


Poyraz ve arkadaşlarıyla daha önce Bremen Mızıkacılarına gitmiştik ve çocukların çoğu oyunu sevmişti. Bu ay başka bir müzikale bilet aldık. Müziğe Dokunmak :
Yaklaşık 55-60 dakika süren, interaktif bir çocuk oyunu olan 'Müziğe Dokunmak' çocuklara müziği ve enstrümanları tanıtıp sevdirmeyi amaçlarken, çocukları da bu oyunun içine dahil ediyor. Pazar sabahı erkenden Kadıköye gidip önce Saray'da kahvaltı ettik sonra Süreyya Operasına gidip salondaki yerimize geçtik.

Poyraz normalde evde böyle oturup birşey seyretmeyi pek sevmesede tiyatroya yavaş yavaş alıştı. İlk yarım saat hiç arıza çıkarmadan oyunu izledi. Zaten gerçekten de interaktif bir oyun. Müzmen çocuklara orkestradaki müzik aletlerini tanıtıyor onlar hakkında bilgiler veriyor, onların seslerini taklit etmelerini istiyor. Salonda bağıran çocuklardan baya bir curcuna oluyor. Bütün çocuklar bağıra çağıra şarkı söylüyor bence güzel birşey ,sadece bazılarını susturmak zor oluyor sonradan...Bizimkinin başta hoşuna gitsede 40.dakikada gidelim, hadi gidelim, burdan gidelim diye tutturdu. Tabii bunda sabah evden çıkarken parka gideceğiz diye söz vermeminde etkisi büyük oldu 90 cm.lik boyuyla benden hesap soruyor cüce "anne hani parka gidecektik?, parka gitmeyecekmiyiz?" ziv ziv ziv başımın etini yedi. Zaten en ön sırada olduğumuzdan etrafa daha fazla rahatsızlık vermemek için mecburen çıktık 45.dakikada zaten 15 dk. sonra bitti oyun. Biz kapının önünde arkadaşlarını bekledik çıkışta herkesle selamlaştıktan sonra park park diye tutturan kuzu ve arkadaşı Onur'la Moda Parkına gittik. Al sana park dedim oyna istediğin kadar. Fakat çocuk hakikaten parkı o kadar çok özlemiş ki baya sevindi parkı görünce. Neye bineceğini şaşırdı desem yeridir.
 
 
Bizimki normalde sabit durmayı pek sevmez ama salıncakta bile 10 dk.dan fazla sallandı, koştu, oynadı. Yazın hergün parka giden çocuk havalar nedeniyle ne zamandır gidemediği parkla hasret giderdi. Her ne kadar güneş olsada hava soğuktu aslında baktık bunların elleri, minik burunları üşümüş hemen Moda Çay Bahçesine attık kendimizi. Koyduk önlerine boyama kitabı, boya oynadılar biraz. Oynadılar derken resim filan yaptıkları yok he işleri güçleri boyaların dışındaki kağıtları koparmak :)

 
Güneşli bir pazar sabahı ne diye çocuğu müzikale götürüyorsun dimi götür işte parka oynayıp dursun :)) birazda top oynadılar parkın orada sonra uykuları gelip huysuzlanmaya başladılar bizde evin yolunu tuttuk.
Süreyya Operasında Devlet Opera ve Balesinin oyunları oynuyor biletler temsilden 1 ay önce satışa çıkıyor, internetten alabilirsiniz. Sizde benim gibi parkada götürürüm müzikalede götürürüm diyen annelerdenseniz işte size link oyunları buradan takip edip online bilet alabilirsiniz...
 

7 Kasım 2012 Çarşamba

Tüyap Kitap Fuarı - Beylikdüzü

Bu yanılmıyorsam benim 11.inci Poyraz'ın 1.kitap fuarı. Ortaokuldan beri kitap fuarına gitmek benim için bir alışkanlık olmuştur. O yıllarda fuar dünyanın öbür ucunda değil Taksim gibi merkezi bir yerdeydi ve bizim okuldan fuar için servis kalkar servise doluşur giderdik. Kısıtlı bütçemizle alabildiğimiz kitaplarla mutlu olurduk. Sonra senelerce Tepebaşındaki fuara gitmeye devam ettim. Evet belki şu ankine göre çok küçüktü ama o zamanlar bende küçüktüm ve fuar genede bana büyük geliyordu, istediğimiz gibi gezip bütün kitaplara bakıyorduk. Fuar Beylikdüzüne taşınınca çok üzüldüm o kadar yol gidilir mi vs.diye biraz söylensemde gene de her sene gitmekten vazgeçmedim. Geçen sene tam doğuma denk geldiğinden ilk defa bir istisna oldu ve gidemedim ama ondan öncesinde fuara gitmek benim için hep bir ritüeldi. Günler öncesinden liste hazırlamaya başlarım. Alacağım kitapları seçerim, piyasa fiyatlarına bakarım. Çoğu zamanda listemdekileri alırım ama yanısıra fuarda gördüğüm onlarca kitabı daha alırım. Her yıl fuardan bir sürü poşetle çıkmak bana acayip bir zevk verir , eve gelip onları yerleştirmek, yayınevlerinin kataloglarını tek tek incelemek hepsinin zevki ayrıdır. Kitap okumayı çocukluğumdan beri çok seviyorum bunda yatılı okulda okumamın payı büyük, okulda yapacak pek fazla şey olmadığından ve kocaman bir kütüphane olduğundan bol bol kitap okurdum allahtan bu alışkanlık yetişkin olduktan sonra da değişmedi.


Şimdi hepimiz çocuklarımız kitap okuma alışkanlığı edinsin diye elimizden geleni yapıyoruz düşünüyorum o zamanlar benim annemin hiç böyle bir çabası olmamıştı aksine çok okuyorum gözlerim bozulacak diye bana hep kızardı :) gerçi anneler her zaman haklıdır sonradan gözlerim bozuldu :) Bende doğduğundan beri Poyraz'ı kitaplarla haşır neşir etmeye çalışıyorum ama bence bu zorlamayla edinilecek bir alışkanlık değil onun gerçekten sevmesi için doğru kitapları bulmak okumak ve zevk almasını sağlamak lazım. Bu sene ilk defa fuara birlikte gittik ama bunun ne büyük bir hata olduğunu ilk yarım saatte anladım ve sanırım onu kendi kitaplarını kendi seçebilir hale gelene kadar bir daha fuara götürmeyeceğim. Bir kere fuar bu sene aşırı kalabalıktı. Her sene gidiyorum ama ilk kez böylesine şahit oldum. İnsan bir yandan seviniyor vay be diyorsun Türk halkı ne kadar da kültürlü olmuş öte yandan fuarı gezmek tam bir işkenceye dönüşüyor. Normalde de hep haftasonları giderdim ama böylesini ilk defa bu yıl gördüm. Bir kere acayip bir yazarlara kitap imzalatma kuyruğu var ki bütün koridorları kaplamış birçok standın önünü kapatmış insanları yarıp kitaplara ulaşmak gerekiyor. Biz fuara Cumartesi gittik ve o sabah Cem Yılmaz imza günü yapmıştı, Ayşe Kulin kuyruğu inanılmaz uzundu. Jean Christophe Grange bile ordaydı ki kendisiyle tam çıkışta karşılaştım gerçekten hoş adam ama genede birçok bayan hayranı gibi bir imza için 1 saat kuyruk bekleyemem doğrusu.
 
Bu sene zaten kendime bir tane bile kitap almadım hep Poyraz'a çalıştım. Ona bir sürü kitap aldım. Zaten Poyraz hiç durmadığından babası zavallım dışarda onu oyaladı öyle olunca da ben istediğim gibi konsantre olup gezemedim. Seneye Poyraz'ı kesin teyzesine ve ananesine bırakıp gelmeye karar verdim :) Fuardan eve dönmemiz tam 2,5 saat sürdü inanılmaz bir trafik vardı. Poyraz yolda önce biraz kitaplarını okudu :) sonra uyudu.
 
 
Not : Bu yazıyı yazalı 2 sene geçmiş ve fikrim tamamen değişti 2012 kitap fuarına gene Poyraz'la gideceğim :)